Yükleniyor...

MAKÜ Bilim Kafe’de biyoçeşitlilik ve dağ ekosistemleri konuşuldu

MAKÜ Bilim Kafe’de Prof. Dr. Sarp Kaya, Türkiye’nin eşsiz biyoçeşitliliğinin özellikle dağ ekosistemleri üzerinden korunmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak, Antroposen çağında doğa koruma alanlarının yaşanabilir şehirler ve sağlıklı toplumlar için kritik rol oynadığını anlattı.

Yapılış Tarihi | 14 May 2026, Thursday

Teknofest

Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Bilim İletişimi Koordinatörlüğü tarafından düzenlenen Bilim Kafe etkinlikleri kapsamında, Bucak Adem Tolunay Fen Lisesi öğrencileri önemli bir çevre söyleşisine ev sahipliği yaptı. Etkinlikte konuşan Prof. Dr. Sarp Kaya, “Antroposen Çağında Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Servislerinin Önemi” başlıklı sunumunda, Türkiye’nin sahip olduğu doğal zenginliklerin insan faaliyetleri nedeniyle ciddi tehdit altında bulunduğunu anlattı.

 

Türkiye, dünyanın en önemli biyoçeşitlilik merkezlerinden biri

Türkiye’nin dünya üzerindeki 35 biyoçeşitlilik sıcak noktasından üçüne ev sahipliği yaptığını hatırlatan Kaya, ülkenin coğrafi ve iklimsel çeşitliliğinin eşsiz bir doğal miras oluşturduğunu söyledi. Türkiye’nin yüksek rakımlı yapısının, özellikle dağ ekosistemlerinde endemik türlerin gelişmesine büyük katkı sağladığını belirten Kaya, “Ülkemiz adeta doğal bir laboratuvar niteliğinde. Paleotektonik geçmişimiz, topoğrafik çeşitliliğimiz ve iklimsel farklılıklarımız, çok sayıda canlı türüne yaşam alanı sunuyor” dedi.

 

Şehirlerin yaşam kaynağı dağ ekosistemleri

Dağların yalnızca doğal yaşam açısından değil, kentlerde yaşayan milyonlarca insan için de hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Kaya, temiz içme suyu, hava kalitesi ve iklim dengesinin büyük ölçüde bu ekosistemlerden beslendiğini ifade etti. Ekolojik tarımın ve kırsal kalkınmanın sürdürülebilirliğinin de dağlardaki biyolojik çeşitliliğin korunmasına bağlı olduğunu kaydetti.

 

Yaban keçisi üzerinden koruma çağrısı

Konuşmasında habitat parçalanması, madencilik faaliyetleri ve plansız kentleşmenin doğa üzerindeki baskısını değerlendiren Kaya, çözüm için Yaban Keçisi üzerinden şekillenen koruma modeline dikkat çekti.

 

Yaban keçisinin “şemsiye tür” özelliği taşıdığını belirten Kaya, bu türün korunmasının ayı, kurt, çakal ve Anadolu parsı gibi yırtıcı türlerin yaşam alanlarının da korunması anlamına geldiğini söyledi. Ayrıca yaban keçisinin toplumda ilgi uyandıran “bayrak tür” niteliği sayesinde doğa koruma çalışmalarına yönelik toplumsal farkındalığın artırılabileceğini ifade etti.

 

Koruma alanları antropojen sığınak haline geldi

Söyleşinin sonunda milli parkların ve yaban hayatı koruma sahalarının önemine değinen Kaya, insan etkisinin yoğunlaştığı Antroposen çağında bu alanların canlı yaşamı için birer “antropojen sığınak” işlevi gördüğünü dile getirdi.

 

Kaya, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

 

“Yaşanabilir şehirler ve sağlıklı toplumlar ancak sağlıklı dağ ekosistemlerinin varlığıyla mümkündür.”